Yayınevi sahibi bir arkadaşıma geçmişte, okuyan mı çok, yazan mı(Kitap Yazarlarını kastederek) çok diye bir soru sormuştum. Yayınevi sahibi arkadaşım da bana yazan daha çok okuyanda neredeyse yok demişti. Bu soruyu şundan dolayı sormuştum, bu soruyu sorduğum arkadaşımla henüz O’da yolun başındayken yayınevi kuralım demişti beraber, bende eline KİTAP alıp okuyan sayısının azlığından yayınevi kurma fikrine sıcak bakmamıştım.O günden bugüne eline kitap alıp okuyan sayısı daha da azaldı.Sosyal medya da ki konuşmalara bakınca “Merhaba yerine mrb,Allah’a emanet ol yerine A.E.O yazıyorlar” Bir gün bir davet gelmiş bir kuruma memur davetiyeyi eline alıp gezdiriyordu tevafuk denk geldik, ne geziyorsun deyince bana davetiyeyi gösterip “LCV “’nin ne demek olduğunu sormuştu.Ben de kendisine ünlü giyim markası olduğunu söylerek takılmıştım.Gençler konuşmayı da kısalttılar. Şimdi soru şu, bu gençlere nasıl ulaşıp okumayı artıracağız.
2013’lerde televizyonlarda bir proğram da, yazılı basın dijital basına yenilirmi diye tartışıyorlardı Genel Yayın Yönetmenleri.Geldiğimiz noktada neredeyiz; yazılı basın kalktı dijital basında nerdeyse etkisizleşti, şimdi sosyal medya da içerik üreticileri daha revaçta.
Demem o ki, kitap fuarları çok güzel insanın içi açılıyor ancak kitabı eline alıp okumayanlara nasıl edebiyatı, kitabı okutacağız.
Madem bu güzel şehir Unesco Dünya Edebiyat şehri o zaman bir ekip kurulmalı bu sorulara ve sorunlara çözüm üretmeli, mihmandarlık yapmalı.
Kolay gelsin şimdiden.
Editör yazısı
